MoMo Haziran 2008

MoMo Vodafone

Sezonun son Mobile Monday'inde tanıştık, kaynaştık!

2 Haziran'da Vodafone ev sahipliğinde gerçekleşen MOMO'daki sunumlarla, katılımcılar bilgilendi ve yeni oyunla  hoşça vakit geçirdi.

2 Haziran'da Vodafone ev sahipliğinde gerçekleşen MOMO'da yenilikçi bir uygulama davetlileri bekliyordu. Sosyalleşmek, tanışmak ve kaynaşmak için bir oyun! Özenle hazırlanmış kokteylde çalan bir zilden sonra, katılımcılara:

"Sektörün en değerli oyuncuları her ay toplanıyoruz. Burada sektör hakkında beyin fırtınası gerçekleştirerek, değer katmak kadar önemli olan, birbirimizi tanımamızdır. Çünkü tüm katılımcılar çok özel ve birçok projeleri var. Tanışarak, beraber daha büyük hedeflere yönelebiliriz. Zil sesiyle beraber bu salonda ilk defa gördüğünüz birinin yanına gidiniz lütfen, karşılıklı kartlarınızı değiştikten sonra, üç dakika içinde ortak yapabileceklerinizi keşfedin. Bu oyunu 5 kere oynayacağız. Harika projelerinizi yaratmak için 15 dakikanız var" dedim.

Her üç dakikada bir zil sesiyle katılımcılar, salondaki tanımadıkları yeni birine giderek, ortak hedeflerinde buluştular. Bu oyuna katılım inanılmaz oldu, oyuna katılmayacağına kesin gözüyle baktığım üst düzey yöneticiler bile keyifle birbiriyle tanıştı. 15 dakikanın sonunda bitiş zili çalıp, konukları içeri davet ettiğimde herkes oyuna devam ettiğinden kimse içeri girmek istemedi. MOMO' yu zenginleştirmek için okuduğum makale ve kitaplardan aldığım bu oyuna tereddütle başlamıştım ama sonuç ve etkileri inanılmazdı. Birçok kişi sadece bunu oynayabileceğimiz bir MOMO faaliyeti istedi.

İlk konuşmacımız, Londra'dan sadece Mobile Monday için gelen Feren Calderwood'du. Onunla ilgili hikayeye sitemin "Aklımdakiler" bölümünde yer verdim, buradan ulaşabilirsiniz .

Feren'in konu başlığı "Mobil teknolojilerle farklı, yaratıcı ve kullanışlı ne gibi çözümler sunulabilir?"di. Bu bağlamda dünyadan farklı proje örneklerine yer verdi, bunların nasıl hazırlandığından ve etkilerinden bahsetti. En dikkatimi çeken proje, etkileşimli tiyatro projesiydi. Tiyatroyu en iyi arkadaşları olan cep telefonuyla izleyen seyircilere, oyuncuların daha sonraki sahnelerde yapacaklarına dair sorular soruluyordu ve izleyiciler bunlara SMS ile cevap vererek; etkileşimli biçimde oyuna yön verebiliyordu.



 

En hoşuma giden ve Türkiye'de rahatlıkla uygulanabileceğini düşündüğüm proje ise, SMS Grafiti projesiydi. Burada kişilerin attığı kısa mesajlar işlek bir caddede duvara yansıtılıyor ve böylece bütün meydan okuyabiliyordu. Taksim meydanında bir kurumun yaptığı organizasyonda gençlerin attığı kısa mesajların meydana yansıtılması çok hoş olur, ne dersiniz?  Cep telefonunun sadece ses ve mesaj ileten bir cihaz olmadığını; birçok çoklu ortam özelliğiyle pazarlama ve sosyal paylaşım amacıyla kullanılabileceğini vurgulayan Feren'in sunumunu buradan yükleyebilirsiniz. 

İkinci konuşmacımız Walt Behnke'in konuşmasını aylardır heyecanla bekliyordum. İstanbul'da Doğuş Otomotion adında deneyim merkezini gördüğümde çok etkilenmiştim. Burasının danışmanlığını veren Walt'la beni tanıştırdıklarında hayranlığım biraz daha artmıştı. Kendisinden aldığım bilgiye göre Turkcell'in bu seneki 1 numara konseptli standının da danışmanlığını yapmış. Walt, firmalara yenilikçilik için danışmanlık veren ve tüketici davranışlarını yakından takip eden sektörde iş yapan üretken danışmanlardan! 🙂

Walt, "Bundan sonraki büyük inovasyon ne olacak?" başlığıyla gerçekleştirdiği sunumunda, markaların kendi organizasyonlarını yaratıp, bunu düzenli hale getirmesi gerektiğini belirtti. Markanın, birçok firmanın sponsor olduğu etkinliklerde; tüketicisi tarafından algılanamadığını; kendi hedef kitlesi doğrultusunda kendine ait etkinlikler gerçekleştirmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Sunumla ilgili en önemli nokta, kişilerin markamızla tanışıp tanışmadığından daha önemli bir noktanın bunun ne zaman gerçekleştiği olduğunu belirtmesiydi. Gençlere hitap eden bir markaysak, bu tanışma ve sonrasındaki etkinliklerimiz eğlenceli anlarına, keyif aldıkları zamanlara denk gelmeliydi. Sadece tanışmak yetmezdi!!! İyi bir tanışma ve deneyim, tüketicide sadakati getirecekti! Bunu ben de kendi iş yaşamımda uyguluyorum, size de şiddetle tavsiye ederim. Örneğin sektörünüzde tanışmak istediğiniz biri var. Onun konuşmacı olduğu bir konferansa gittiniz, sunumu bitince kahramanımız aceleyle odadan uzaklaşmak istiyor; fakat on kişi yolunu keserek, tanışıyor, kart istiyor. Bu on kişiden olmayın, sizce kahramanımızın sizi iyi hatırlama ihtimali var mı? Onunla acelesi ve mekândan kurtulma arzusu olan bir anda tanıştınız. Bunun yerine konuşmasını dikkatle dinlerim, notlar alırım. İki gün sonra, etkileyici bir başlıkla attığım mailde, konuyla ilgili yurtdışında yapılmış bir sunum, sektördeki yabancı dostlarıma sorduğum sorular ve yaptığım kısa bir analiz bulunur; bundan etkilenen kahramanımız mailin altına büyük bir şekilde yazdığım telefonumdan beni arar.

Amacımızın büyümek değil, müşterilere yakın olmak olması gerektiğini hatırlatan Walt, bunun en iyi örneklerinden birinin Rock'n Coke olduğunu belirtti. Gerçeği söyleyin, onları büyükannenizmiş gibi düşünerek kandıramazsınız. Walt'ın belirttiği başka bir önemli husus ise bunun büyük bütçeler gerektirmediği, sadece bütçe yönetiminin önemli olduğuydu. Yurtdışında bazı kurumların ürünlerini içeren müzeleri kişilerin para karşılığı gezdiğini hatırlattı.

Yenilikçilik gurularından olan Walt, ürünümüzün pazarda yalnız olduğunu hatırlattı ve klasik pazarlama araçlarını kullanırken tutarlı ve tatmin edici marka deneyimlerini yaşatarak, markamızın avukatlarını üretmemiz gerektiğini belirtti. Doğru stratejilerle, müşterilerimizin ve hatta rakiplerimizin reklamlarımızı yapmalarını sağlayabileceğimizi sözlerine ekledi. Bu etklileyici sunuma buradan ulaşabilirsiniz. Süremiz bitti, davetlilerimizin Walt'a soruları bitmedi…

Bülent Öktem'in katkılarıyla gerçekleşen bu toplantı, en keyifli MOMO'lardan biri olarak hafızalarda yer aldı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir